Hiç

Bir tren yolculuğu ve eski bir arkadaşı ziyaret. Arkadaşın eskisi olmaz mı deme anıların hatırlattıkları ile gerçekler farklı. Sokak cıvıl cıvıl. Tam yalnızların istediği gibi tıka basa hatta üst üste. Oturulan mekan şair ve yazarların gidemeyeceği kadar laçka tavırların takınıldığı malum kahveci. Samimiyetsiz selamlaşma nasılsın palavraları. Hiç çalmayan telefonun aniden çalması. Küçük bir heyecan ve beklenmeyen ismin telefonda gözükmesi. Arayan Zeynep. Herhalde yanlış aradı diye bir dakika kırk saniye beklemek. Dayanamayıp yanlışlıkla mı aradığını mesajla sormak. Telefonun tekrar çalması ve telefonu açmak.

— Kızımı sen mi öldürdün? Seni geberteceğim pezevenk.

Hayatında hiç gitmediğin şehirde işlenen bir cinayetten yargılanmak. İlk defa bir mahkemeye çıkmak ve hakimin suçlayıcı bakışlarına maruz kalmak.

— İnternetten tanıştığım bu kızı tanımıyorum. Bildiğim tek şey ismi ve yaşıdır. Kendisi yabancı dilini geliştirmek için bana soru sorardı bende cevaplardım. Tek bildiğim bu. Buraya gelmeden önce babasının kızının cinayetini soruşturan masum bir insan olduğunu düşünüyordum. Bana yöneltilen iddianame ile ortada bir masumiyetin olmadığını bunun planlı bir suç yıkma sahnesi olduğunu idrak ettim.

— Sen kendini ne sanıyorsun? Sadece soruma cevap ver.

Aniden ve istemsizce gırtlaktan yutkunarak çıkan bir ses.

— Hiç.

— Haddini bil. Sen kendini ne sanıyorsun?

Cevabı vermiştim ama kıt bir insan bile bunun soru olmadığının farkına varırdı. Bu sus lan kendini bilmez herif çıkışıydı. Bir an kanın beyne gitmemesi ya da teknik ismiyle amigdalanın ruhu alıkoyması. Bir kısım eziklikler ve bunun açığa çıkardığı öfke. Hakimle karşılıklı birkaç anlamsız laf sokma denemesi ve öfkenin giderek kabarması. Ne yaptığının farkına varmak, biraz sakinleşmek. Derin nefes ve öfke dolu bakışlar.

Hakaret suçundan tekrar mahkeme. Bu sefer işlenmiş bir yaramazlıktan para cezası. Aynı suçlayıcı bakışlar ve yine aynı aymazlıkla cevaplar.

Bir haftalık bir macera. Aileye haber verip vermemek arasında kararsız kalmak. Karamazov kardeşler ve diğer dört kitapla o meşhur dört duvarda olmak. Şu ana kadar her şey gayet yolunda. Yolunda olmayan tek şey başımı kaldırmayacağım satırlara içimin sinmemesi. Garip bir bir yılgınlık. Son iki ay yaşanan bu anlamsız şeyleri hatırlama ve ilk kez yaşanan bir baygınlık.

Bilinç kapalı bilmediğin şehrin sokaklarında geçirilen yirmi üç gün. Sonuçlarını düşünmeden ya da düşünmek istemeden bulantıyı dindirmeye çalışmak. Beş yüz kilometre öteden getirilen beylik tabancası.

Dokuz yaşlarında içinde sanki bir leş olan bir sırt çantasıyla evin yolunu tutmuş küçücük bir kız. Okul bahçesinden uzaklaşmış evin yolunda. Baba okulun önünde sağ köşede. Arabanın ön kapısını açar ama kapı kapanmaz. Tok bir ses havaya doğru kalkar bir bedense yere yığılır.

Besbelli bu artık son mahkeme.

Sırf benden bir metre yüksekte oturuyorsunuz diye tanımadığınız bir insandan kendinizi daha anlamlı görüp karşınızdakini küçümseyemezsiniz. Ordan bu kadar boş mu gözüküyoruz. Çok mu uzağız ki bizi bit gibi görüyorsunuz. Süslü sözler söylediğim falan yok beni artık yargılayın bunun bir önemi yok. İşte meslektaşınız da yanı başımda benimle aynı hizada.

Bağırtı ve gürültü eşliğinde hissedilen küçük bir tiksinti. İki ay önce yola çıkmadan önceki gece içilen şarabın bir türlü gelmeyen aromasını ağızda hissetmek.

--

--

--

Frontend developer and designer, science fiction enthusiast, practicing minimalism, and stoic in search of flow. Writing about design and code.

Love podcasts or audiobooks? Learn on the go with our new app.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store
A. Kürşat Uzun

A. Kürşat Uzun

Frontend developer and designer, science fiction enthusiast, practicing minimalism, and stoic in search of flow. Writing about design and code.

More from Medium

MetaGround Referee system

CVE-2021–44097

THE STORY OF GAMEFI